|

MATURE®
Eğitim ve Aile
Danışmanlığı
Merkezi
Telefon
0216
327 06 39
0533 262 54 57
Elektronik Posta


Sitenin Kullanım Koşulları
Kaynak gösterilmek koşulu ile sitemizden alıntı
yapılabilir.
©
2000-2012 MATURE Eğitim
|
|
Aşağıdaki yazı internetten
elimize ulaştı. Sizlerle paylaşmak istedik.
|
Arabamız su kaynatmasa
durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir'in Savaştepe
ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım
yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe rağmen arıza
bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip
ancak Savaştepe'ye kadar gidebilmiştik. Birlikte yolculuk ettiğim eşim
ve kızımın da canı sıkkındı. Günlerden pazardı ve her yer tatildi.
Sanayi sitesinde arabaya baktıracak birilerini aradık, bulamadık. Can
sıkıntısı ve çaresizlik içinde söylenirken tamirci
aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla.
Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı
olmak istediğini söyledi. Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı
kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun
motoru ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma sisteminde sorun
görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı. Sonra
"buldum galiba" diye haykırdı."Her şey normal görünüyor
ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor demektir. Muhtemelen kalorifer
peteği delinmiş, su kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin
ıslak olmalı" dedi. Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı
servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü.
Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu
yüzünden araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini devre
dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip
sorunu çözdü, Hüseyin amca. Teşekkür edip
borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;
— Doktor musun?
— Evet.
— Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip
bakarsan ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş,
gönlünü almış olurum. Hem de çayımızı içer
soluklanırsınız. Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek
katlı bahçeli Şirin bir evdi. Hanımının şikâyetlerini
dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa Ve menopoza bağlı
yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım.
Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti.
Çay hazırlamak için izin istedi. Bu arada ilkokul
çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Bir şey
kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının
duvarlarının Kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha
da artmıştı. Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin
amcanın gerçekte emekli ilkokul öğretmeni olduğunu, 39 yıl
devlet hizmetinde Ege'nin köylerinde çalışıp emekli
olduktan sonra Savaştepe'ye yerleştiğini anlattı. Çocuklarının
okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla baş başa
yaşadığından dem vurdu.
— Neden buraya yerleştin?
— Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler
bilmezsiniz, unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy
enstitüsünün ilk mezunlarındanım. Hasan Ali Yücel
maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada
açıldı. Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler
öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini. Ayrılamadım buralardan.
— Peki, bu tamircilik işi nereden çıktı?
— Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü
mezunu olmanın ne demek olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız.
Hâlbuki orada bu toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı
sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat yapmayı, yemek
yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az
buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler. Hayatı
öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik
çocuklara.
— Yani elinizden çok iş geliyor.
— Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi,
düşünmeyi soru sormayı, aklını kullanmayı
öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...
Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve
zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı.
Emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de
kendi ürünleri olduğundan söz etti.
— Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı
doyurmuş, yağını çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız,
odunu ile ısınmışız. Giderek ona benzemişiz.
— Nasıl yani?
— İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
— Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı,
yeşil bir meyve insan. Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp
posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup gidiyor. Bir kısmını
sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını buruşup bu
hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura Yapıp olduğundan daha şişkin
gösterişli hale getiriyoruz.
İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata
hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz
insanları.
"Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey
değil miydi" diye soracak oldum. Hanımına baktı
gülüştüler.
— Hurma zeytini bilir misin?
— Bilmem. Hiç duymadım.
— Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır
ama her yıl Kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgâr
ile zeytin ağaçlarına Bir mantar bulaşır. Bu mantar zeytinin
terini giderir, acısını dalında alır. Dalında olgunlaşır zeytinler.
Toplandığında yemeğe hazırdır anlayacağın.
— Eeee.
— Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan
zeytinler gibi insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların
bilgilerini de diğer insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup
büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı, insanı.
Hayata hazırlıyorlardı.
Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları Doldurmasını
rica etti. "işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekâtını
vermek, zeytinin Terini hatırlatmak için buradayım, doktorcum,
unutulsun istemiyorum" dedi. Kitaplığından çıkardığı iki kitabı
kızıma hediye etti. Vedalaştık. Arkamızdan bir tas su döküp,
uğurladılar.
Dr. Mehmet Uhri
Not: Bu yazı, emekli
öğretmen Hüseyin Kocakülah ve köy
enstitülerine Emek verenlerin anısına ithaf olunmuştur.
|
|