|

MATURE®
Eğitim ve Aile Danışmanlığı
Merkezi
Telefon
0216-5664416
Faks
0216-5666242
Elektronik Posta


Sitenin Kullanım Koşulları
Kaynak
gösterilmek koşulu ile sitemizden alıntı yapılabilir.
© 2000-2008
MATURE Eğitim
| |
Aşağıdaki yazı internetten elimize ulaştı.
Sizlerle paylaşmak istedik.
|
|
Arabamız su kaynatmasa
durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir'in Savaştepe ilçesinde.
Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet sorunu olduğunu
söylememe rağmen arıza bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra
motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe'ye kadar gidebilmiştik.
Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı.
Günlerden pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya
baktıracak birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik
içinde söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla
tanıştık Hüseyin amcayla. Elinde küçük bir alet çantası vardı.
Yardımcı olmak istediğini söyledi. Motora yaklaştı, sesini dinledi.
Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun motoru
ve çalışmasını izledi. "motorun soğutma sisteminde sorun
görmediğinden" söz etti. Bir süre daha bakındı. Sonra "buldum
galiba" diye haykırdı."Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise
araba su eksiltiyor demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş,
su kaçırıyordur. O takdirde döşemelerin ıslak olmalı" dedi.
Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa
sürede görmüştü. Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen
soğutma suyu yüzünden araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini
devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu
çözdü, Hüseyin amca. Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın
camındaki tıp armasını gösterdi;
— Doktor musun?
— Evet.
— Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan
ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum. Hem
de çayımızı içer soluklanırsınız. Hep beraber, Hüseyin amcanın evine
gittik. Tek katlı bahçeli Şirin bir evdi. Hanımının şikâyetlerini
dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa Ve menopoza bağlı
yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım.
Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin
istedi. Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları
karıştırıyordu. Bir şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin
bir odasının duvarlarının Kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım
daha da artmıştı. Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin
amcanın gerçekte emekli ilkokul öğretmeni olduğunu, 39 yıl devlet
hizmetinde Ege'nin köylerinde çalışıp emekli olduktan sonra
Savaştepe'ye yerleştiğini anlattı. Çocuklarının okuyup büyük şehre
gittiğini burada hanımıyla baş başa yaşadığından dem vurdu.
— Neden buraya yerleştin?
— Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz,
unutuldu gitti. Ben Savaştepe köy enstitüsünün ilk mezunlarındanım.
Hasan Ali Yücel maarif vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı.
Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk
verdiğini. Ayrılamadım buralardan.
— Peki, bu tamircilik işi nereden çıktı?
— Dedim ya, bilmezsiniz sizler, köy enstitüsü mezunu olmanın ne
demek olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Hâlbuki orada bu
toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği,
hayvancılığı, inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir
etmeyi, örgü örmeyi hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler.
Hayatı öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik çocuklara.
— Yani elinizden çok iş geliyor.
— Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi soru sormayı,
aklını kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya...
Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden
oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı. Emekli
olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi
ürünleri olduğundan söz etti.
— Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş,
yağını çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile
ısınmışız. Giderek ona benzemişiz.
— Nasıl yani?
— İnsan da doğanın meyvesi değil mi?
Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup;
— Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan.
Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba
olup gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı
suyunu atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura
Yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz.
İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata
hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz
insanları.
"Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi"
diye soracak oldum. Hanımına baktı gülüştüler.
— Hurma zeytini bilir misin?
— Bilmem. Hiç duymadım.
— Egenin bazı yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl Kasım
ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgâr ile zeytin ağaçlarına Bir
mantar bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında
alır. Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır
anlayacağın.
— Eeee.
— Köy enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi
insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de diğer
insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda
olgunlaştırıyorlardı, insanı. Hayata hazırlıyorlardı.
Sustuğumu görünce. Hanımından boşalan bardakları Doldurmasını rica
etti. "işte bu yüzden, öğrendiklerimin zekâtını vermek, zeytinin
Terini hatırlatmak için buradayım, doktorcum, unutulsun istemiyorum"
dedi. Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti.
Vedalaştık. Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.
Dr. Mehmet Uhri
Not: Bu yazı, emekli öğretmen
Hüseyin Kocakülah ve köy enstitülerine Emek verenlerin anısına ithaf
olunmuştur.
|
|
|