Anasayfa Hakkımızda İletişimin Önemi Niçin Mature? Bize Hangisi? İlk Tanışma Bize Uygun mu? Bizi Aydınlatanlar İnsan / Çocuk Bebek Eğitimi Sınav Kaygısı Çocuk Eğitimi Ev Öğretmenleri Ev Öğr Eğitimleri Çocuklarımız Hizmetlerimiz Ailelerimizden Bizimle Tanışın Medyada Epiktetos Mutluluk Öngörü Zeytinin Teri Kazandığımız An! Muazzez İ. Çığ Ağız Sağlığımız Ertan Tuzlacı Cankurtaran Omuz Ağrısı TÜDADER Sitenin Kullanım Koşulları Sık Sorulan Sorular

TÜDADER

 

 

MATURE®

Eğitim ve Aile Danışmanlığı

Merkezi

Telefon

0216-5664416

Faks

0216-5666242

Elektronik Posta

 

 

 

 

Sitenin Kullanım Koşulları

Kaynak gösterilmek koşulu ile sitemizden alıntı yapılabilir.

© 2000-2008 MATURE Eğitim

 

 

 

Dr.Mehmet Cenk Deliküçük

TÜBERKÜLOZ DANIŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ (TÜDADER) BASKANI

Son söz olarak lütfen şunu unutmayın. Bugün bir senaryo olan “Babam ve Oğlum” filminde dirençli akciğer tüberkülozundan ölen bir baba ile oğlunun dramına ağlayan 10 milyon kişi, yılda tüberkülozdan ölen 3600 kişinin dramına da ağlasınlar ve biraz düşünsünler…

 

BEN DE YAŞAMAK İSTİYORDUM !!

Adım Ahmet D. 48 yaşındaydım. Evliydim ve eşim 6 aylık hamileydi. 1983 yılından beri akciğer tüberkülozu tedavisi görüyordum. Tedavim aralıklarla sürmüştü. 1995 yılında çok ilaca dirençli tüberküloz tanısı konmuş ve yan etkileri çok fazla olan ilaçlarla tedavi görmeye başlamıştım. Tedavimin 18.ayında balgamımda hala mikrop bulunması nedeniyle “tedavi başarısızlığı” kararı verilmişti. Ne kadar geç alınmış bir karardı oysa. Tedavide başarısız olunduğunun saptanması için bu kadar beklenmesi mi gerekiyordu? Ama onlar doktordu ve ben onlara Allah gibi güveniyordum. Sonra beni bıraktılar ve 4 yıl tedavisiz kaldım.

2001’de kan kusması ve genel durumumun bozulması üzerine hastaneye başvurduğumda bana yeni tedavi başlandı. 4 yıl boyunca çalışmıştım mikrop saça saça. Nerden bilebilirdim ki hastalığımın bulaştırıcılığından dolayı aileme, arkadaşlarıma, sevdiklerime hatta ve hatta işe gelir giderken kullandığım toplu taşıma araçlarındaki insanlara zarar verdiğimi? Ben belki bilinçli bir hasta değildim ama birilerinin beni bilinçlendirmesi ya da bulaştırıcı iken bir yere tecrit etmesi gerekmiyor muydu? Hastalığımı bulaştırdığım tüm insanlar ne olur hakkınızı bana helal edin. Suç benim değil suç sistemin…

2001’deki tedavim de başarısız olmuştu. Bu sefer beni emekli etmişlerdi ama hala tedavi olamamıştım. Yine beni dışarı bırakmışlardı. Duyuyordum tüberküloz bazı hastaları öldürüyor, bazı hastaları ise süründürüyorken yavaş yavaş ciğerlerini tahrip ediyordu. Defalarca hastaneye yatıp çıkmama rağmen ben neden iyileşemiyordum? Neden her yatıp çıktığımda ilaçları yurt dışından getirtmemi ve tedaviye öyle devam edeceklerini söylüyorlardı? Oysa tüberküloz hastalığı devlet tarafından ücretsiz olarak tedavi edilen bir hastalık değil miydi? Neden ben bu ilaçları getirtmek için çaba sarf ettim? Zaten de getirtemedim.

En son 5.12.2005’ de yeniden kan kusma nedeniyle hastaneye yatırılıp kanamam durunca taburcu edildiğimde bana sağlık kurulu raporu verilerek ilaçları yurt dışından getirtmem gerektiği bir kez daha söylenerek taburcu edildim. Ne kadar da yorgun ve çaresizdim. Bazen düşünüyordum benim hatam neydi? Devlet doğru dürüst bir sistem kursaydı, doğru dürüst bu konuya eğilseydi medya ön sayfalarda abuk subuk fotograflarla haberler yayınlanacağına tüberkülozla ilgili haberler yapsaydı ve bu konunun önemi sadece verem haftasında küçük puntolarla ara sayfalarda verilmeseydi ben bu hallere gelir miydim?

Benim suçum neydi? Devletin görevi bireylerin ruhen ve fiziksel olarak sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamak değil miydi? Devletin görevi bulaştırıcı hastalığı olanları tecrit etmek ve ilaçlarını ücretsiz temin etmek değil miydi?

Taburcu edildikten sonra kapı kapı derdime çare aramaya başladım. İlaçları bulmam ve tedavi olmam gerekiyordu. Hamile bir eşim vardı, en azından onun ve doğacak çocuğum için yaşamalıydım üstelik daha yaşım da 48’di. İşte bu nedenlerden dolayı, hasta hasta aynı zamanda toplum sağlığını hiçe sayarak hastalığımı bulaştıra bulaştıra bir ay boyunca ilaç bulmak için koşturdum durdum ama bulamadım.

Siz nefes darlığı çeke çeke, ölüme yavaş yavaş yaklaşırken insanın neler hissettiğini bilebilir misiniz? Asla bilemezsiniz! Belki sadece anlıyorum dersiniz, ama anlayamazsınız da .. Netice olarak 1 ay ilaç aradıktan sonra tekrar kan kusması, balgam çıkarması ve nefes darlığı nedeniyle tekrar hastaneye yatırıldım. 4 gün sonra kanamamın durması ve doktorların “yapacak bir şey yok, git ilacını bul gel tedavi edelim, bu arada çok bulaştırıcısın hastane personelini de riske atma” demesi üzerine tabiri caizse kapı önüne bırakıldım. Eve gidemezdim, karım hamileydi. Zaten yeterince ona bulaştırmıştım, ayrıca nefes darlığı da çekiyordum. Çaresizdim, Allah’tan canımı hemen alması için yalvardım bir an. Sonra yakınlarım memleketim Giresun’da bir hastane buldu ve beni oraya ambulansla götürdü ve oraya yatırdı. 6 aylık hamile olan eşim, çaresiz bir şekilde İstanbul’da kaldı ve internetten “Tüberküloz Danışma ve Dayanışma Derneği” başkanını buldu ve dernek avukatı kanalıyla Sağlık Bakanlığı’na hukuki savaş açtı.

Ne kadar da umutlu olmuştum bu çabadan. Yaşayacaktım, bakanlık bu davayı duyup benimle ilgilenecekti ve bana ambulans belki de helikopter gönderecekti. Amerikan filmlerinde seyretmiştim, acil bir durumda gerekirse özel şirketler bile kendi helikopterini gönderiyor hastayı aldırıyordu. Sonra yurt dışından benim bulamadığım ilaçları bakanlık temin edecekti. Tedavi olacaktım… İnanır mısınız, gözlerimden mutluluk göz yaşları akarken umutla haber beklediğim her saniye bana saat, her dakika gün, her saat ay gibi geldi. Umutluydum. Dernek başkanı da çünkü aynı hastalıktan, üstelik benden daha kötü bir durumda iken ölmemiş yaşamıştı. “Tüberkülozdan ölmek kader değil” diyordu. Evet, kader olmamalıydı. Yıllardır çocuğum olmamıştı, tüp bebekle eşim hamile kalmıştı. Çocuğumun doğumunu görebilecektim, onu koklayabilecek, öpebilecektim. İlk emeklemesinde, ilk yürüyüşünde, ilk konuşmasında yanında olacaktım. Kim bilir ilk önce “baba” diyecek ve mutlu olacaktım.. Ama olmadı dün (21.02.2006) saat: 19.30’da vefat ettim…

“Geç kalmış teşebbüsler, idamdan sonra çıkan affa benzer” demiş düşünür. Çok doğru.

Ölüme yalnız gittim, hamile olduğundan dolayı eşim yanımda yoktu.. Ne çok isterdim ona bir kez doya doya sarılmayı, helalleşmeyi… Olmadı.

Yaşamak için yalvarmadım, onurumla öldüm.

Benim yaşamam için üstün çaba gösteren bana destek olan tüm akrabalarım, arkadaşlarım, sevdiklerim hakkınızı helal edin.

Bu arada vasiyetim; yarın Amerika’dan “ücretsiz” olarak şahsıma gönderilen ilaçların Sağlık Bakanlığı önüne konulmasıdır…