Bilirim ki sevmezsin beni,
hoşlanmazsın benden ama bil ki ben severim seni, sen sevmesen de
beni.
Yıllardır aynı köyde yaşıyorum. Bu
köyde dünyaya geldim, büyüdüm ve yaşlandım. Ellerim yüzüm kırıştı.
Bana artık nine diyorlar. Ama ben daha dün "nineciğim" diye
seviyordum bizim köyün yaşlılarını.
Hatırlıyorum yıllar önce bizim
köye bir oğlan gelmişti. Karakaşlı, karagözlü. Buralı değildi;ama
bizim gibiydi, bizden biriydi. O da bilirdi ekmeyi biçmeyi,
çobanlığı, onun da vardı hayalleri. Ben onu ilk pınar başında
gördüm. Elini, yüzünü yıkıyordu. Belli ki yorulmuştu,
soluklanıyordu. Ben de su doldurmaya gelmiştim. Başımda kırmızı
yemenim, güzeldim yani.
İlk orada vuruldum ona,
karakaşına, kara gözüne. Geceler bitmez oldu, artık gözlerim onu
arar oldu sabahları. Ben onu görünce kalbim çarpar soluğum kesilir
oldu. O benden kaçar ben onu kovalardım. Seviyordum onu, hem de çok.
Bilirdim o sevmezdi beni. Yan köyden bir yavuklusu vardı. Oynaşır
dururlardı her gün. Hem de benim gözümün önünde. Bir gün yataklara
düştüm, ateşlendim. Kara sevdaydı benimkisi yoktu çaresi. Ben
eridikçe eriyordum, yok oluyordum sanki;ama kalbim, hala eskisi
gibi çarpıyordu.
Bir gün bir haber geldi. Benim o
küçük kara gözlü sevgilim hamile bırakmıştı yavuklusunu. Bütün köy
artık bu olayı konuşur olmuştu. Küçük bir sevdadan nasıl büyük bir
şey oldu. Herkes birbirine girdi. Bir pire için yorgan yakıldı. Ama
bendeki bu değişim herkesi çok şaşırttı. Ben gittikçe iyiye
gidiyordum. Koca karı ilaçları işe yaramıştı demek ki. İyileştim
kara gözlüm yoktu artık, kalbime gömmüştüm onu. Zaten o da
evlenmişti artık, bir de oğlu olmuştu. Adı Ahmet, erken doğmuş
çelimsiz bir çocuktu. Ben de bizim komşu oğluna vardım. Bizim de 2
tane kızımız oldu. İki güzel kız. Ben artık mutluydum huzurluydum.
İşte benim küçük şeylerden büyük şeylere dönüşen hayatım ve
kızlarım.
Bir gün ben de öleceğim ama
ölmeden önce sizlere okumak istediğim son bir şey var.
Nine kalbinin üstüne koyduğu
mektubu çıkardı ve okumaya başladı.