|

MATURE®
Eğitim ve Aile Danışmanlığı
Merkezi
Telefon
0216
327 06 39
0533 262 54 57
Elektronik Posta


Sitenin Kullanım Koşulları
Kaynak
gösterilmek koşulu ile sitemizden alıntı yapılabilir.
© 2000-2009
MATURE Eğitim
| |
| |
Sumer'e Yolculuk
Zaman Tüneliyle
|
|
 |
ÖNSÖZBu kitabın daha kısa olan ilk basımı, 1993 yılında, Kültür Bakanlığı tarafından 10 000 adet yapılmıştı. Kısa zamanda bunların satıldığını görerek yeniden yayımlanmasını istediğimde, ikinci basımın parasal nedenden yapılamayacağı, bu yüzden herhangi bir yayınevi tarafından yayımlanabileceği bildirildi.
Bu kez Kaynak Yayınları, yeni başladıkları çocuk kitapları serisine bunu da almak isteyince çok sevindim.
Kitapta birkaç değişiklik yapıldı. Ve yeni bir öykü daha eklendi: "Dada'nın Olağanüstü Bir Günü." En önemlisi; Kaynak Yayınları'nın yaptırdığı, çağına ve konusuna uygun daha değişik resimlerle bezenmesi oldu. Aslında bu kitap, daha önce yazmaya başladığım ve 1996 yılında yine Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan ve ikinci basımı yapılan
Sumerli Ludingirra adlı kitabın küçük çapta bir denemesi gibi idi. Amaç, ilk ve orta okuldaki çocuklarımıza, bundan 4 000 yıl önce yaşamı olan yaşdaşları hemen hemen aynı ruhta olup aynı problemlerle karşılaşan bir
Sumerli çocuğun ağzından Sumer yaşantısını ve kültürünü biraz olsun tanıtmaktı.
Dilleri dilimize benzeyen ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nde on binlerce tableti bulunan
Sumerlilerin Asya topraklarından göç etmeleri nedeniyle Türklerle ilişkileri olabileceğini düşünen büyük Atatürk,
Sumer dili ve kültürünün ülkemizde öğrenilmesini ve tanınmasını istiyordu. Bu nedenle Almanya'dan getirttiği profesörlerle ilk kez Ankara'da
Sumeroloji eğitimini başlattı.
Kuşkusuz bir ülkede bilimin kökleşmesi kolay değildir. Bu küçük kitap ve diğer kitaplarım, İstanbul Arkeoloji Müzelerinde
Sumer belgeleri üzerinde uzun yıllar yaptığım çalışmalarımın çocuklarımıza ve halkımıza sunduğum birer küçük ürünüdür. Bunlarla, ölümsüz Ata'mızın isteğini geç de olsa biraz yerine getirebiliyorsam ne mutlu bana. Bize bu yolu açan, ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü yine şükranla anıyorum.
Muazzez İlmiye Çığ 10 Eylül 1997
|

 |
 |
Zaman Tüneliyle
Sumer'e Yolculuk
Size kendimi tanıtayım: Ben bir
Sumerli çocuğum. Adım "Ludingirra", anlamı "Tanrının adamı". Adımı söylemek size zor gelirse, kısaca "Lu" diyebilirsiniz. Tam 14 yaşındayım. 6 yıldan beri okula gidiyorum. Eğer okulda her bilgiyi öğrenmek istersem, en az 5 yıl daha okumam gerek.
Boyum çok uzun değil. Kara saçlı, kara gözlüyüm; ama derim kara değil. Zaten bizim halkımız hep kara gözlü, kara saçlı. Sanıyorum onun için biz, kendimize "Karabaşlı" diyoruz.
Ben şimdi, yaşantımı, ülkemi tanıtmak için sizi zaman tüneli ile geçmişe götüreceğim. Hoşunuza gideceğini umuyorum. "Geldiğimiz yer neresi?" diye soracaksınız şimdi. Sizin ülkenize yakın bir yer. Türkiye'nin güney doğusunda bugün Irak dediğiniz yer.
Buradan iki büyük nehir geçip güneyde denize dökülüyor. Bunların adı Fırat ve Dicle, bizde onların adı "Buranım ve İdigna" dır. Siz buraya "iki nehir" anlamına gelen Mezopotamya diyorsunuz. İşte benim vatanım, bu iki nehir arasında. Buraya yüzyıllar boyu "Sumer toprakları" denmiş.
Atalarım çok eski çağlarda buraya göç etmişler. Neden mi? Kendi ülkelerinde ağaçları, ormanları kesip bitirdiklerinden yağmurlar yağmamış; büyük bir kuraklık başlamış; nehirler, göller kurumuş. Ne tahıl ekebilmişler, ne hayvan besleyebilmişler. O yüzden binlerce insan; hayvanları, çoluk çocukları ile kendilerine uygun bir ülke bulabilmek için yola çıkmışlar.
Yılmadan yürümüşler ve sonunda bir de bakmışlar ki; bol sularıyla iki nehir karşılarında akıp duruyor. Ancak kıyıları bütün bataklık. Bataklıktan sonra gelen kısım da kupkuru. Kuruluktan ve sıcaktan topraklar yarık yarık olmuş. Hemen kadın erkek, çoluk çocuk kollan sıvamış ve hep birlikte çalışarak su yolları, kanallar açmışlar. Böylece hem bataklıklar kurumuş, hem de toprak sulanmış.
Şimdi ülkem yemyeşil. İstediğimiz her bitkiyi yetiştiriyor ve pek çok hayvan besliyoruz. Bu hayvanların sütünden, etinden besin olarak; yününden ve derisinden giysi olarak yararlanıyoruz Hepsi o kadar çok oluyor ki; tüketemiyoruz bile. Artanları, verimsiz toprakları ya da tembel insanları olan komşu ülkelere gönderiyoruz.
Bizim ülkemizde taş ve büyük ağaçlar yok; toprağımızdan değerli madenler çıkmıyor. Onun için biz de o ülkelerden sağlıyoruz bunları. Gönderdiklerimize karşılık evlerimizi, tapınaklarımızı, heykellerimizi yapmak için taşlar, ağaç kütükleri, süs eşyaları; kap kacak yapmak için de altın, gümüş, bakır gibi değerli madenleri alıyoruz.
|


|
|