Konuşma yaptığım okullarda
öğrencilere konuşma sorarım: “Sizce öfke yararlı mı, zararlı mı?”
Zararlı diyenler el kaldırsın, dediğimde öğrencilerin büyük bir
çoğunluğu el kaldırır. Peki, öfkenin yararlı olduğunu düşünenler var
mı, diye sorunca birkaç öğrenci el kaldırır. Yüzdeye vuracak olursak
yüz öğrenciden 98’i zararlı derken, ancak iki öğrenci yararlı
olduğunu düşünür.
Küçüklükten itibaren öfkenin kötü bir
şey olduğu söylenmiştir bize; ama yine de öfkelenmekten kendimizi
alıkoyamayız. Ve her öfkelenişimizde kendimizi suçlu hissederiz.
Öfke doğaldır ve önemli işlevleri vardır
Öfke sınırlarımızı korur.
Sınırlarımız ihlal edildiğinde otomatik olarak gerginleşir ve
kızarız. Yeni doğmuş bebek çok küçükten bunun farkındadır ve
sınırları ihlal edildiği zaman öfkesini ağlayarak belirtir.
Öfke bize güçlü olmamız gerektiğini
hatırlatır. Barış istersen savaşa hazır ol, anlayışı bu farkında
oluşun bir ifadesidir. Güçlü değilsen öfkeni gösteremezsin. Öfke
kişinin kendini güçlü gördüğünün bir ifadesidir ve bu nedenle
insanlar güçlü görünmek için sık sık öfkeli görünme çabası
gösterirler. Ben sık sık, “Ne biçim bir yer burası yahu, sabahtan
beri bekliyoruz, kimsenin ilgilendiği yok,” diyerek mevcut sıranın
başına geçen ve etrafa, kafam çok bozuk, kimse bana laf etmesin,
fena yaparım, bakışı fırlatan çok insan gördüm. Ve gerçekten de, ben
de dahil kimse laf etmedi ve bu öfkeli görünen insanlar herkesi
koyun yerine koyarak işlerini görüp gittiler. Ben böyle durumlarda
hakkımın yendiğini bile bile ses çıkaramam. Yalnız kalacağımı ve ne
vatandaşın ne de polis ve adalet sisteminin benim arkamda
olmayacağını biliyorum. Bir vatandaş olarak bu durumlarda güçsüzüm.
Neden kendimi güçsüz hissettiğimi benim Korku Kültürü kitabını
okuyanlar anlayacaklardır.
Öfke, başkalarının sınırlarımıza
saygı duymasını sağlar. Verdiğim örnekten devam edersek, benim hak
ve hukukumu önemseyen, mış gibi değil, gerçekten önemseyen bir
sosyal ortam olsaydı, hakkım yendiğinde öfkelenir ve yapmam gereken
adımları atardım. Kendimi güçlü hissettiğim ortamlarda öfkelendiğim
zaman kişiler sınırlarımı ihlal ettiklerinin farkına varıp, ona göre
davranmaya başlıyorlar. Örneğin, kitap imzalarken, insanlar birbiri
üstüne yığılmaya ve diğerlerinin hakkını yemeye başladıkları zaman,
“sıra oluşturmazsanız kitap imzalamayacağım,” diyorum. Sesimin
tonundan gerçekten yapacağımı anlıyorlar ve ona göre davranıyorlar.
Öfke değerlerimizin, beklentilerimizin farkına varılmasına olanak
sağlar. Öfke yalnız başkalarının değil, benim kendimin de kendimi
tanımasına olanak sağlar. Size öneririm: Neye öfkelendiğinizin
çetelesini tutun, bir ay sonra temel değerleriniz hakkında önemli
bilgilere ulaşırsınız. Bir insanı tanımak için onun nelere
sinirlendiğini gözlemleyin; o kişinin temel değerleri ve psikolojik
sınırları hakkında önemli ipuçları elde edersiniz.
Niçin bunları yazıyorum. Öfkenizin doğal olduğunu, yaşamınızda
önemli bir işlevi olduğunu anlatmak için. Madem öfke bu kadar işe
yarıyor, bol bol öfkelenelim mi?
Aman böyle bir sonuca varmayın; hem kendinize hem de
çevrenizdekilere zararlı bir yola girmiş olursunuz. Söylemek
istediğim şu: zaman ve enerjinizi, “öfkelenmeyeceğim” tavrı içinde
harcamayın. Çünkü öfke doğaldır ve ne derseniz deyin, öfkelenmeye
devam edeceksiniz. Önemli olan öfkeyi yönetmeyi öğrenmenizdir. İki
seçenekle karşı karşıyasınız; ya öfkeyi yönetirsiniz, ya da öfke
sizi yönetir. Öfkenin efendisi olmak çok zor bir iştir. Bir hadis,
en güçlülerin, kızgınlık anında öfkesine hâkim olan kimseler
olduğunu belirtir. Bir Çin atasözü, öfkeniz için
cezalandırılmazsınız, öfkeniz tarafından cezalandırılırsınız, der.
Dr. Laurence J. Peter, “Öfkelendiğin zaman konuş; en iyi konuşmayı
yaparsın ve ömür boyu pişman olursun,” der.
Doğan Cüceloğlu (22.11.2009) (bu yazı
22.11.2009 tarihli Haber Türk gazetesinde de yayınlanmıştır)